ölüm üzerine kısa hikayeler

blog'a geri dön

aferim19

iki

4 yorum var - 06 Ocak 2008 23:36

Tenekelerden bozma evinin verandasında oturmuş içkisini yudumlarken, son zamanlarda sıkça yaptığı gibi okkalı bir küfür etti sıcağa. hayatının belki de bu son yazı geçirdiği, onca uzun seneler boyunca görmediği kadar sıcaktı. ekinler, otlar, evini hemen kenarına yapmış olduğu küçük göl, her şey kurumuş, bütün doğa cinnetin eşiğinde sonsuz bir sarılığa bürünmüştü.çok da uzakta olmayan sazlıktan gelen tek tük kurbağa vıraklamaları ve çocukların sesleri bu terk edilmişlikle tezat oluşturmaktaydı.nerdeyse akşam olmasına rağmen havada serinlemeye dair tek bir belirti bile hissedilmiyordu. kafasını kaldırıp yaşlı denizcilere has bir hareketle havayı kokladı.sarkmış yanaklarını ve kırış kırış cildini titreterek kafasını iki yana salladı; beklenen yağmur bu akşam da gelmeyecekti,nadiren tahminlerinde yanılırdı. Kuraklık iyiye işaret değildi. bu kadar uzun ve sıcak geçen yazların ardından gelen kışların ne kadar sert olduğunu hayat tecrübesiyle öğrenmişti. uçurumun kenarında ki kökleri dışarıda bir ağaca benzeyen barakasının sert bir kışa dayanabileceği şüpheliydi. ama bu durumu umursadığı söylenemezdi. yeterince yaşamıştı, bir sonraki günün onun için önemli olduğu yıllar artık çok gerilerdeydi. şimdilik hayattaki tek kaygısı ertesi gün içecek şarabı olup olmadığıydı.
Bunları düşünürken, yorgun gözlerini kapayıp iyice yaslandı koltuğuna; sahtekar bir meltem yaşlılıktan seyrelmiş saçlarını yalayıp geçti, denizci bir umut yerinden kıpırdadı ama rüzgar çoktan uzak bir yerde mayışmış bir kediyi kandırmak ya da bir kadının etekliğinin içinde bacaklarını okşamakla meşguldü. kaçıncısını içtiğini unuttuğu içkisini masa olarak kullandığı kasanın üstüne bırakıp verandanın göle bakması gereken kısmına doğru yöneldi. sendeleyerek birkaç şaşkın adım attı. sarhoşluktan değil de iki sıska bacağın olması gereken yerde tekbir bacak olmasındandı bu garip yürüyüşü.diğer bacağın olması gereken yerdeyse, tahtadan bir protez, çirkin bir köpek gibi sırıtmaktaydı.
Hemen hemen kurumuş göle bakarken gençliği geldi aklına; yük şileplerinde yolcu gemilerinde çalışmış bir çok yer görmüş bir çok insan tanımıştı. dünyanın sayısı azımsanamayacak batakhanelerinde sayısız kadınla beraber olmuştu ama hepsi uzak bir düş gibiydi; varlığı bilinen ama görüntüleri olmayan karelerdi sadece. ama hayatında öyle bir an vardı ki son on yıldır her gün hatırlamak için kendini zorlamış, bir türlü başarılı olamamıştı.
O kış hayattaki tek dostu olan alkol ona ihanet etmişti. Çıkmaması gerektiğini bildiği halde, titreyen ellerini durdurmak, beynindeki baskıyı azaltmak için içecek bir şeyler bulmak umuduyla kasabaya inmişti.kasabada her şey yolunda gitmiş, yine kendisi gibi bir berduşla oldukça içmişti. dönüş yolunda sinsi planlarını beyaz gülümsemesi ardına saklayan karın ayartıcı çağrısına uymuştu. öylece uzanmış sonsuz boşlukta yatarken ölüme bir nefeslik mesafede hayatın sırrına vakıf olması ise şansının ona oynadığı bir oyundu. hiçbir alkol gecesinde o gece hissettiği tatlı uyuşukluğu ve bilgeliği hissetmemişti. annesinin kucağında uyumakla uyumamak arasında tereddüt eden bir çocuğun dinginliği ya da muamelesi iyi koca memeli bir kadının kucağında, az önceki orgazmının son kırıntılarını yaşayan adamın hissettikleri, belki benzetilebilirdi o an hissetiklerine ama bu duygunun yakınından bile geçemezdi.o an emindi artık ölebilirdi.ama hiçbir yaratıcı bu kadar mutlu ve huzurlu ölümü verecek kadar bonkör olmamıştı yeryüzünde.sonunda yoldan geçen köylüler onu bulmuş hastaneye götürmüşlerdi.hayatının bu son on yılı ise o gece yaşadığı hazzı tekrar yaşamaya çalışmakla geçmişti.ama elinde kalan tek şey kesik bir bacak ve hatırlanmakta bile zorluk çekilen bir andı.
Derken çalılıkların arasından gelen bir ses yaşadığı ana geri getirdi, ne kadar zamandır bu şekilde ayakta olduğunu anlamaya çalıştı, bir ipucu bulamadı. sessin geldiği yöne bakınca kasabanın yaramaz piçlerinin artık alışkanlık yaptıkları üzere sazlıklardan, kurbağa avından gelmiş olduklarını fark etti. evlerine dönerken yol üzerindeki bu yaşlı meczubu kızdırmadan geçmeyecekleri de gün gibi aşikardı. daha eve yaklaşmamış olmalarına rağmen şimdiden bağırıp çağırmaya yaşlı adam için uydurdukları küfürlü tekerlemeleri söylemeye başlamışlardı.bütün hayatı boyunca çocuklardan hoşlanmamış hatta onlara kötü davranmıştı hayatının bu son günlerinde ise bu üç beş veledin ona eziyet etmesini ilahi bir adalet olarak görmüş, kabullenmişti.
Çocuklar gidene kadar eve girip sesini çıkarmadan oturmaya karar verdi. bastonunu alıp içeriye geçti, eski pis döşeğinin üzerine uzandı. gittikçe yaklaşan gürültülere kulak kabarttı. tek odalı ev dışardan çok daha sıcaktı yıllarca temizlenmemenin verdiği pis koku yakıcılığı bin kat arttırmaktaydı ve çocukların adam dışarı çıkmadan bir yere gitmek gibi bir niyetleri yok gibiydi. içlerinden bir kaçının hırsız sincaplar gibi verandaya kadar sokulmuş olduklarını hisseti. ansızın gelen bardak seslerinden, çocukların masayı dağıtmakta olduklarını anladı, bu kadarına katlanamazdı yatağının yanındaki bıçağına baktı, yakalayabilirse bir veledi tutup azıcık korkutmayı planladı kafasında; böylece birkaç gün de olsa rahat edecekti. Sakat bacağından beklenmeyen bir çeviklikle bıçağı kapıp verandaya çıktı.
Çocuklar, elinde bıçakla kapıda beliren tek bacaklı adamı gördüklerinde gerisin geriye, geldikleri patikaya doğru kaçışmaya başlamışlardı. uzaktan hala bağırıp çağrışmaları devam ediyorsa da sesleri artık nerdeyse anlaşılmaz bir uğultu halini almıştı. yalnız içlerinden biri kaçamamış, kendisinin çocuklar gelmeden önce durduğu yerde, verandanın kenarında mahsur kalmıştı.9-10 yaşlarında sıska kara bir çocuktu; bu çocuğu daha önce de bir yerlerde görmüş olmalıydı. çocuğun bacakları dizlerine kadar çamur içindeydi, elinde içinde kurbağa dolu olduğu anlaşılan bir torba tutmaktaydı.kara gözleri korkuyla bıçağı tutan kemikli ellere bakıyordu.gözlerindeki korku,ona garip bir zevk vermeye başlamıştı; gittikçe çocuğa doğru yanaşmaya başladı, çocuk bir hamle yapıp kaçmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Verandanın kenarına yavru bir kedi gibi sindi ama korkunun kokusunu almıştı bir kere, durmaya niyeti yoktu, biraz daha yaklaştı çocuğa, işte o anda ne olduysa oldu; çocuk korkuluğu olmayan verandadan bir zamanlar gölün sularının olduğu şimdiyse taşlar ve biraz su birikintisinden başka bir şey olmayan boşluğa düştü.
Bir kaç dakika sıkıntıyla çocuğun kendiliğinden çıkmasını bekledi, hava da iyiden iyiye kararmıştı. sonunda inip çıkmasına yardımcı olmaya karar verdi; verandadan inip, evin çevresini baştan sona geçtikten sonra, çocuğun boylu boyunca yattığı yere geldi. bastonuyla dürttü yerdeki cansız bedeni, hiçbir tepki gelmedi. çocuğun karşısına geçip ıslak zemine oturdu, başını olabildiğince yüzüne yanaştırdı, kocaman donuk gözlerine baktı doğruca.gözleri tam kendi gözlerinin hizasında olmasına rağmen, çocuk ona değil de ufukta olmayan bir şeye bakıyor gibiydi. suratında çarpılmış sinsi bir gülümseme vardı sanki. işte o zaman bir şeyler hatırlar gibi oldu... o kış gecesine dair bir şeyler... ''anlat ne gördün'' diye bağırdı çocuğa, çocuk cevap vermedi. bir kez daha bağırdı ve bir kez daha ama çocuk sanki inadına bir şey söylemiyor, ona bakıp artık bu sırra ben sahibim der gibi gülüyordu.bu ona bahşedilmiş bir mutluluktu. bir başkasının bunu almasına izin veremezdi bu düşüncelerle çocuğun yüzüne baktı, daha fazla bu gülümsemeye katlanamayacağını anladı eline geçen büyükçe bir taşı çocuğun yüzüne vurmaya başladı; defalarca vurdu çocuğa, ta ki yüzünden geriye birbirinin içine geçmiş et ve kemikler kalan kadar.
Ve birden ensesinde bir serinlik hissetti bu serinlik tüm vucuduna yayılmaya başlamıştı bile. uzun zamandır ilk kez yanılmış olduğunun farkına vardı. o gece, yağmur sabaha kadar aralıksız yağdı…

"Reads like a breeze...guaranteed to suck you right back into the Alice-in-Wonderland world of spy vs. spy." Newsweek

"Excellent...as good as thriller writing gets....First-class entertainment."
Washington Post

"delicesine yalayan galaktik bir macera adeta"
thunderhead

thunderhead  07 Ocak 2008 08:17  

iki dk efendi ol be ne lanet şeymişin sen...pehh

rumble fish  08 Ocak 2008 03:17  

Bu kısamı şimdi?

q4ngst4  19 Şubat 2008 22:47  

ben i yerden hatırlıorum bunu yaf

minyonlarinsevgilisi  04 Nisan 2008 03:35  
bu yazıya puanı basanlar:

rumble fish hakkında:

şu an yaşadığı yer Ankara. çakma hümanist olarak çalışıyor.

diğer blog yazıları